Bizi Arayın: 0533 157 44 61

Genel

Genel

Tuvalet Eğitimi

Tuvalet eğitimi genellikle 2 yaş civarında başlar ve erkek çocukları kız çocuklarına göre daha geç hazır olurlar. Peki çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır mı? Eğer çocuk merdiven basamaklarını kolay çıkabiliyor ise, Tuvalete gitme ihtiyacını fark edebiliyorsa, Bezini 2 veya daha fazla saat kuru tutabiliyorsa, Bezi kirlendiği zaman rahatsızlık duyuyorsa, Pantolonunu veya eteğini indirip kaldırabiliyorsa, Kendisi lazımlığa gidip oturup kalkabiliyorsa çocuğunuz tuvalet eğitimine hazır diyebiliriz. 
Tuvalet eğitimi için ; Çocuğa uygun bir ortam hazırlanmalı, Kaka ve çiş yaptığında haber vermesi istenmeli ve davranışı sonucu çocuk ödüllendirilmeli, Sevdiği oyuncaklardan bir ya da bir kaçı tuvalete koyulabilir. Burada önemli olan çocuğun kendisini mutlu ve güvende hissetmesidir, En önemlisi çocuk cezalandırılmamalı, zorlanmamalı aksine cesaretlendirilmelidir. 
 
PSK PSIKOLOJIK DANISMANLIK MERKEZI 
Uzman Klinik Psikolog Pelin Küçük Sönmez 
Genel

Çocuğun Özgüvenini Geliştirmek İçin Neler Yapmalıyız?

Sürekli övgü ve sürekli çocuklarımızın yeteneklerini yüceltmek sanıldığı gibi özgüveni yükseltmez aksine aileler tarafından farkında olmadan çocukların üzerine sorumluluklar yüklenir. Yeteneklerinin çok üstünde beklentiler çocuklarda düşük benlik saygısı ve özgüven eksikliğine neden olur. Övgü ve yüceltme yerine çocuğun özgürlüğü ve girişimciliği desteklenmelidir. Bu süreç içerisinde çocuk asla utandırılmamalıdır. Çocuğun kendini başarılı hissettiği konularda çocuğun girişimliği anne ve baba tarafından desteklenmelidir. Çocuğun girişimciliği sonucu başarı duygusunu yaşaması özgüven duygusun-da artış sağlayacaktır. 
PSK PSIKOLOJIK DANISMANLIK MERKEZI 
Uzman Klinik Psikolog Pelin Küçük Sönmez
Genel

Oyun Terapisi

Düşünmek, yaratmak, hayal kurmak ve mutlu olmak her çocuğun hakkıdır !
Oyun terapisi 3-12 yaş arasındaki çocukları kapsar. Çocuklar düşünür, yaratır ve uygular. Kendi hayatlarına hakim olma şansı sağlayan oyun terapisinde; çocuklar düşünce ve isteklerini kelimeler yerine oyun ve oyuncaklarla ifade etmektedir. Oyun; çocuklar için yemek yemek kadar önemli, nefes almak kadar doğaldır. Oyun; dünya üzerindeki tüm çocukların ortak konuştuğu bir dildir. Oyun; neden-sonuç ilişkisini kurmayı sağlayarak problem çözme becerisini geliştirir. Oyun; konuşma problemi yaşayan çocukların oyun ve oyuncaklar ile iletişim kurma becerisini güçlendirerek konuşma becerisinin gelişimine katkı sağlar. Oyun; çocukların bilinçdışı çatışmalarına ulaşmamızı ve bastırılmış duygularını serbest bırakmasını sağlar. Oyun; çocukta oluşan tramvatik duyguları, kaygıları, fobileri oyun terapisinde canlandıraraak güç ve kontrol duygusu kazandırır. Oyun; çocuğa rol yapma becerisini kazandırarak empati kurmayı öğretin Çocuk farklı oyunlar deneyerek başarma duygusunu Yaşar ve başarma duygu-su ile birlikte çocuğun benlik saygısı ve özgüveni gelişir.
PSK PSIKOLOJIK DANISMANLIK MERKEZI 
Uzman Klinik Psikolog Pelin Küçük Sönmez
Genel

Okul Korkusu

Okul korkusu genellikle anaokuluna yeni başlayan çocuklarda ortaya çıkar. Bunun nedeni ise; çocuk ilk defa annesinden ayrılıp akranlarının bulunduğu sosyal bir ortama girer. Bu durum da çocukta anneden ayrılma olasılığını veya ayrılma düşüncesini oluşturur. Bu düşünce sonucu çocuk okuldan kaçma kaçınma davranışı sergiler. Aileye yapılması gerekenler ile ilgili öneriler; Anne ilk zamanlar okula gitmeli belirli zaman aralıklarında çocuğuna kendini göstermeli. Giderek bu zaman aralıklarını uzatmalı ve çocuğa okulun ne kadar güzel ve eğlenceli bir yer olduğunu anlatmalıdır.

PSK PSIKOLOJIK DANISMANLIK MERKEZI

Uzman Klinik Psikolog Pelin Küçük Sönmez 
Genel

Kardeş Kıskançlığı

Çocuklarda Bebeksi Konuşma Neden Olur?

Küçük kardeşin anneye veya bakım verene muhtaç olması sebebiyle annenin tüm ilgisini küçük kardeşe yöneltmesi sonucu büyük çocukta bebeksileşme adı verilen belirtiler ortaya çıkıyor. Bebeksileşme kavramına örnek olarak;küçük coçuk annenin memesini emerken büyük coçuğunda diğer memeyi emme isteği, yürümeye başlamış olan büyük cocuğun küçük kardeşi model alarak ilgi çekme amaçlı emekleme hareketleri başlayabilir. Burada önemli olan nokta şudur; Anne her iki çocuğada eşit davranmalı. Büyük cocuğa küçük kardeşin sorumlulukları yüklenmemeli Anneler küçük kardeşle ilgilendiği zamanlarda babalar büyük cocukla zaman geçirmeli,çeşitli aktivitelerde bulunmalıdırlar.

PSK PSIKOLOJIK DANISMANLIK MERKEZI
AUzman Klinik Psikolog Pelin Küçük Sönmez 
Genel

Beylikdüzü Psikolog

PSK Psikolojik Danışmanlık olarak

Beylikdüzün’de Psikolog

hizmeti vermekteyiz.

  • Adnan Kahveci Mahallesi
  • Barış Mahallesi
  • Büyükşehir Mahallesi
  • Cumhuriyet Mahallesi
  • Dereağzı Mahallesi
  • Gürpınar Mahallesi
  • Kavaklı Mahallesi
  • Marmara Mahallesi
  • Sahil Mahallesi
  • Yakuplu Mahallesi

Bu Mahallelerde psikolog arıyorsanız direk bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Dereağzı Mahallesinde bulunan kliniğimizde

  • Aile Terapisi
  • Bireysel Terapi
  • Çocuk Ergen Terapisi
  • Yetişkin Terapisi
  • Bilişsel Davranışcı Terapi
  • Cinsel Terapi
  • Okul Danışmanlığı
  • Oyun Terapisi

Hizmetleri Vermekteyiz.

 

Genel

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat Eksikliği Nedir?

Dikkat eksikliği kişinin özellikle sevmediği işlere odaklanamama, sevdiği işlere ise aşırı odaklanma kusurudur. Dikkat eksikliği olan çocuklar zaman planlamasında zorluk çekerler ve anne babaları tarafından sürekli işini yapması konusunda uyarılırlar. Hastalığın ortaya çıkış öyküsü genellikle çocuğun beyninin yanlış eğitilmesi, dolayısıyla hatalı davranışsal alışkanlıklar edinmesiyle alakalıdır. Dikkat eksikliği mutlaka çocuklukta başlar ve genellikle 7 yaşından önce ilk dikkat eksikliği belirtileri görülür. Dikkat eksikliği problemi yaşayanların %30-50 si erişkinlikte de rahatsızlığın etkilerini göstermeye devam eder.

Dikkat Eksikliği Nasıl Giderilir?

Örneğin yemek yedirmeye çalışılan çocuğa aynı anda televizyon seyrettirilmesi, dikkatinin yaptığı iş üzerine odaklanmamasını sağlar ve çocuğa hatalı bir mesaj verilmiş olur. Oyun oynayan çocuğun önüne bütün oyuncakların birden yığılması benzer bir etkiye sahipken, doğru olan yaklaşım oynamak istediği oyuncağı seçmesi istenerek tek bir oyuncakla vakit geçirmesidir. Benzer şekilde son yıllarda yaygınlaşan tabletler üzerinden bir yazı okumaya çalışmak ekranda yazıyla birlikte beliren pek çok hareketli semboller sebebiyle dikkatin yazıya verilmesini güçleştirmekte, yazıyı bu şekilde okumaya alışan çocukların, durağan yazıları ya da kitabı okurken zorlanıp sıkıldıkları gözlemlenmektedir. Televizyon izlerken sürekli kanal değiştirmek, çocuğun sıkıldığı anda uğraşını sürdürmekten vazgeçmesini ve dikkatinin başka yere kaymasını pekiştireceğinden tek bir kanal seçilerek seyretmesine dikkat edilmelidir. Çocuğun ders çalışmaya alıştığı atmosferin de dikkat üzerinde önemli etkisi bulunmaktadır. Evde tamamıyla sessiz bir ortamda ders çalışmaya alışan bir çocuk ise maksimum sessizliğin sağlanamadığı ortamlarda çalışmaya odaklanmada güçlük yaşar. Yaşı ilerledikçe dış ortamlarda çalışmak zorunda kaldığında bunu daha da fazla hissetmektedir.

Dikkat Eksikliği Tedavisi

Sol frontal lob aktivitelerindeki bozukluğun odaklanma ve yoğunlaşmada zorluklara neden olabildiğinin düşünülmesi nedeniyle dikkat eksikliği, biyolojik yönü olan, genetik olarak aktarılabilen bir rahatsızlık olarak tanımlansa da, ilaç tedavisinin belli bir yaşa gelindiğinde tek başına işe yarayacağını söylemek yetersizdir. Dikkatini toplayamadığı için öğrenmede güçlük yaşayan bir çocuk, ilaç tedavisiyle dikkatini arttırmak için destek alsa dahi, geçmişte yaşadığı dikkat eksikliğine dayalı öğrenme zorluğu nedeniyle, yıllarca uğraşmasına rağmen öğrenme sorunu yaşamış ve bu nedenle zihninde ders çalışmayı yorucu, sıkıcı, karşılığını alamadığı bir uğraş olarak kodlamıştır. Geçmiş deneyimine dayalı olarak çalışmaktan hiç bir zaman zevk almamış, öğrenmenin, okuyup anlamanın keyfini hissetmemiş bir birey, dikkat eksikliği problemini ilaçla giderip dikkatini belli bir çalışmaya odaklayabilse dahi, geçmişteki davranışsal öğrenmesi nedeniyle bu koşullanması üzerine psikoterapi desteği almadan alışkanlığından vazgeçmede zorlanacaktır.

Dikkat eksikliğinin erişkinlikte devam etmesi halinde tedavinin düzelmesi zorlaşır. Kişi yıllarca dikkat dağınıklığının sıkıntısını çektiğinden dolayı, hem kendisi hem de çevresi tarafından durum yıllarca bir kişilik bozukluğu olarak değerlendirilmiş olabilir.

Yetişkinlerde Dikkat Eksikliği

Dikkat eksikliği yalnızca çocuklarda değil yetişkinlerde de görülmektedir. Dikkat dağınıklığı olan kişiler yapılması gereken işin başına oturduklarında başlayıncaya kadar son derece zorluk çeker, vakit kaybederler. Direk bir işe girişmek yerine pek çok alakasız işi araya sıkıştırarak çevresel işlerle uğraşırlar. Dikkat eksikliği olan kişi sürekli yenilik arama ve ödül arama davranışı sergiler. Strese toleransı azdır ve çabuk öfkelenir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Nedir?

Halk arasında yaygın bilinen bir yanlış, dikkat eksikliği ile hiperaktivite bozukluğunun her zaman bir arada görüldüğünün düşünülmesidir. Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğunun birlikte görülme sıklığı yüksek olmasına rağmen, dikkat eksikliği olan bazı insanların hipoaktif olmaları da söz konusudur. Hipoaktif olan kişiler Hiperaktiflerin tersine sessiz, sakin, içine kapalı kişiler olabilirler. İçe kapanık bir haldeyken aynı zamanda dikkat dağınıklığı yaşayabilirler.

Hiperaktif kişilerde yerinde duramama, dikkat gerektiren durumlarda sabırsızlık, karşı tarafı dinleyememe, çabuk dağılma, aktivitelere başlamakta zorluk çekme gibi sorunlar gözükürken bu yapılacak olan işleri ertelemelerine sebep olur. Hiperaktivitenin nörolojik bir yanı bulunmakla birlikte limbik sistemden kaynaklanan frenleme güçlüğüyle ilişki bir dürtüsellik problemi bulunduğundan söz edilebilir. Odaklanma gerektiren işleri yapmakta güçlük yaşarlar. Hiperaktif kişiler işini kaybetme, ilişkilerinin ve evliliklerinin bozulması gibi psikososyal sorunlar yaşayabilirler. Bazı durumlarda sanki diğer insanların varlığını ve onlarla birlikte hareket ettiklerini kodlamakta zorluk yaşayabilir, fark etmeden diğerleri yokmuşçasına hareket edebilirler.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu erkeklerde kadınlara göre 4 kat daha fazla görülmektedir.

Genel

PSİKOTERAPİ NEDİR?

Psikoterapi, bir uzman eşliğinde kişinin duygularını, düşüncelerini, kendisi ve başkalarıyla ilgili inançlarını, kişisel yaşantılarını güvenli bir biçimde keşfetme süreci olarak tanımlanabilmektedir. Bunun yanı sıra, psikoterapiden destekleyici bir süreç olarak, yaşamın zor evrelerinden birinde ya da stres altındayken de yararlanılabilir. Psikoterapi ; bilişsel davranışçı terapi gibi düşünce sistemiyle çalışan psikodinamik terapi gibi erken çocukluk çatışmaları ve yaşantılarıyla çalışan yapılandırılmış bir tedavi sürecidir.Psikoterapi, bir uzman eşliğinde kişinin duygularını, düşüncelerini, kendisi ve başkalarıyla ilgili inançlarını, kişisel yaşantılarını güvenli bir biçimde keşfetme süreci olarak tanımlanabilmektedir. Bunun yanı sıra, psikoterapiden destekleyici bir süreç olarak, yaşamın zor evrelerinden birinde ya da stres altındayken de yararlanılabilir. Psikoterapi ; bilişsel davranışçı terapi gibi düşünce sistemiyle çalışan psikodinamik terapi gibi erken çocukluk çatışmaları ve yaşantılarıyla çalışan yapılandırılmış bir tedavi sürecidir.

 

PSİKOTERAPİDEN KİMLER FAYDALANABİLİR?
Psikoterapi genellikle, bireyin günlük hayatında yaşadığı sorunları, bir kaç günden fazla süren üzüntü yaşamasına yol açması durumunda dahi önerilmektedir. Bu genel koşullar dışında, yaşam kalitesini arttırmak, kendi özelliklerinin farkındalığını yaratmak amaçlarından yola çıkarak hedeflenen değişim için işbirliği ihtiyacı duyan herkes bu terapiden faydalanabilmektedir.

 

PSİKOTERAPİ İHTİYACI DUYULAN DURUMLAR
Depresyon, kaygı bozuklukları (obsesif kompulsif bozukluk, panik bozukluk, fobiler…) gibi psikiyatrik sorunlarda, tüm dünya çeşitli psikoterapi yöntemlerini kullanmaktadır.Ayrıca; • Devam eden, yoğun mutsuzluk, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları yaşıyorsanız • Yaşadığınız duygusal zorluklar, kaygı ve korkularınız yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa • Davranışlarınız kendinize ya da diğerlerine zarar vermeye başladıysa (madde ya da aşırı alkol kullanımı varsa, agresif  hale geldiyseniz…) • Yaşadığınız duygusal zorluklar nedeniyle aileniz ya da yakınlarınızla karşı karşıya kalıyorsanız • İş performansınızla ilgili kaygınız varsa,psikoterapiden faydalanabilirsiniz

Genel

Anksiyete Nedir? Belirtileri ve Tedavi Yolları

Anksiyete Bozukluğu nedir?

Anksiyete bozukluğu günlük faaliyetler sonucu oluşan, sabit kaygı ve korkuların kişiyi etkilediği zihinsel hastalıklardır. Genel anksiyete normal ve sağlıklı bir duygusal tepki olmasına rağmen, anksiyete bozuklukları kaygılı bireyde aşırı, baskın ve adeta yaşamı felç eden bir boyuta ulaştığında görülür.

Anksiyete Bozuklukları Belirtileri

Anksiyete bozuklukları çeşitlerine göre farklı belirtiler gösterebilmektedir. Anksiyete bozukluklarının en yaygın ve ortak belirtileri şunlardır:

  • Panik hissi ve açık bir neden olmaksızın görülen huzursuzluk ve tedirginlikler
  • Obsesif (takıntılı) düşünceler
  • Ritüel haline gelen davranışlar
  • Uyku bozuklukları
  • Kaslarda gerilim
  • Soğukkanlı olamama

 

 

 

Yaygın Anksiyete Bozukluğu:

Her insan belli durumlar karşısında kaygı yaşar, ancak kaygı kimi zaman sürekli bir hal alır. Kişi kötü bir haber alacakmış, bir felaket durumu ile karşı karşıya kalacakmış gibi belirli bir nedeni olmayan korku, tedirginlik, huzursuzluk hissi duyabilir. Kişinin yüz  ifadesi endişeli olabilir, sabırsızlık görülebilir. Kişi çabuk irkilebilir. Çarpıntı, kaslarda gerginlik ve ağrı, terleme, sıcak soğuk basması, dikkat dağınıklığı, uyku düzensizliği yaşayabilir. Zaman zaman hafifleyen zaman zaman şiddetlenen bu kaygı hali tedavi edilmediği sürece aylar, yıllar boyunca devam edebilir.

Özgül Fobi:

Fobi, korkulması beklenmeyen bir durum ya da nesneye bağlı olarak ortaya çıkan korkudur. Özgül Fobi’de kişi korkusunun yersiz, anlamsız olduğunu düşünse de, korktuğu durum ya da nesneden belirgin bir kaçınma gösterir. Örneğin kedi fobisi olan kimse, kedilerin olabileceği herhangi bir ortamdan, onları düşünmekten, fotoğraflarına bakmaktan hatta onları çağrıştıran nesnelerden bile kaçınabilir. Fobi çeşitleri oldukça fazladır. Yükseklik korkusu, diş hekimi koltuğu korkusu, ateş korkusu gibi…

Sosyal Fobi (Sosyal Anksiyete Bozukluğu):

Sosyal fobi topluluk içinde gerçekleştirilen herhangi bir eylem sırasında kızarma, terleme, titreme, yanlış bir şey yapma korkusu olarak tanımlanabilir. Bu korku nedeniyle kişi topluluk içinde gerçekleştirmesi gereken eylemlerden, örneğin bir topluluk önünde sunum yapmaktan kaçınabilir. Zorunda kaldığı durumlarda ise, bedeninde anksiyete belirtileri ortaya çıkabilir. (terleme, titreme, çarpıntı, sıcak soğuk basması, nefes kontrolünde zorluk) Özellikle topluluk önünde konuşma yapma, yemek yeme gibi durumlarda kişi zorluk çeker. Kimi zaman kişi bir toplu taşıma aracı kullanmaktan, bir görevliye yer sormaktan bile kaçınabilir. Sosyal fobi yaşayan kişiler çoğunlukla, diğerlerinin kendileri ile ilgili fikirlerini fazlaca önemserler.

Agorafobi:

Agorafobi kişinin yalnız başına kalmak, kalabalık yerde sıkışmak, dar yerlerde zorluk yaşamak endişesi ile böyle durumlardan kaçınmasıdır. Kişi çaresiz kalmak, kurtulamayacak duruma düşmek, diğerlerinin gözünde küçük düşmek ya da insanların yanında bir kaygı atağı geçirmekten endişe edebilir. Panik Bozukluk yaşayan kişilerde Agorafobi başlaması olasıdır.

Kişide Anksiyete Bozuklukları’ndan biri görülebileceği gibi birden fazla anksiyete bozukluğu ya da eşlik eden duygu durum bozukluğu (örneğin; depresyon)bir arada görülebilir. Anksiyete Bozuklukları  ilaç ve psikoterapi ile tedavi edilmektedir. Ancak kimi anksiyete bozukluğu türlerinde örneğin özgül fobi, psikoterapinin tedavide daha etkili olduğu bilinmektedir. Tüm Anksiyete Bozuklukları’nda psikoterapi, psikoeğitim kişinin o durumla baş etmesini kolaylaştırmakta, kendine olan güvenini artırmakta, anksiyetenin tekrar etme olasılığını azaltmaktadır.

Genel

Stres Nedir? Nasıl Başa çıkılır?

Stres neden kaynaklanır, nasıl engel olunur?

Hepimizin hayatında stres kaçınılmazdır. Hemen hemen her gün stres ile karşılaşırız; trafik sıkışıktır ve işe yetişmemiz gerekebilir, yöneticimiz son anda bize yeni bir görev verebilir ve görevin yetişmesine az bir süre vardır, romantik partnerimiz ile tartışabilir ve kendimizi yeterince iyi ifade edemediğimizi düşünebiliriz… Stres bunun gibi günlük yaşamda kolayca karşılaşabileceğimiz sebeplerden ötürü meydana gelebilir. Bunun yanı sıra travmatik yaşantılar, tahmin edilemez olaylar, belirsizlik, potansiyelimizi zorlayan durumlar ve içsel çatışmalar da bizi strese sokar. Kısacası belirli bir olay karşısında baş etme yöntemlerimizin yetersiz kaldığı durumlarda strese gireriz.

Strese girmiş bir insanın vücudunda strese karşı tepkiler oluşur. Bu tepkiler psikolojik, fizyolojik ve davranışsaldır. Örneğin hemen hemen hepimiz genç yaşta kalp krizi geçirmiş bir kişinin duyumunu almışızdır. Bu tip erken yaşta geçirilen kalp krizlerinde en büyük sebep strestir. Araştırmalar, sakin ve huzurlu bir ortam içerisinde bulunan hastaların hastalıklarının gidişatının huzursuz ve stresli bir ortamda bulunan hastalara göre çok daha iyi olduğunu gösterir. Bunun yanı sıra, kabul gördüğümüz yakın ilişkilerimiz olduğu zaman hastalıklara yakalanma olasılığımız da daha düşük olur. Yani kısacası stres hem ruhumuzu hem de bedenimizi ciddi şekilde etkiler.

Stresten en az seviyede etkilenmek için stresi neyin başlattığını anlamamız gerekir çünkü kaynağın anlaşılması hedefe yönelik baş etme yöntemlerinin geliştirilmesi için önemlidir.  Stresi neyin başlattığını anlayabilmek için günlük kayıtlar tutulabiliriz. Bu kayıtlarda yoğun stres yaşadığımız yeri, olayı, gösterdiğimiz tepkiyi ve stres düzeyimizi kaydedebiliriz. Bu kayıtlar ile birlikte çok kısa zamanda hangi davranışların, olayların, yerlerin ve insanların, bize strese sokmada “yüksek risk” taşıdığını anlayabiliriz.

Bizi neyin strese soktuğunu anladığımız zaman stresi azaltmak için şunları uygulayabiliriz: Kas gevşetme ve nefes egzersizleri sayesinde bedenimizdeki stres düzeyini azaltıp kontrol edebiliriz. Stresli bir durum ile karşılaştığımızda endişe yaşayacağımız süreyi sınırlı tutabilir, bu durumun iyi yanlarını değerlendirip (stresi fırsata dönüştürmek vs), aklımızdan geçen olumsuz düşünceler yerine olumlu düşünceler bulabiliriz.

Unutmamalıyız ki belirli orandaki stres bizim itici gücümüzdür ve bizi olumlu etkiler. Aşırı düzeye ulaşmış bir stres ise bedensel ve ruhsal olarak bizi yıpratır. Stresin bizi yıpratmasına izin vermeden bunu bir fırsata dönüştürmek ise bizim elimizdedir. Yaptığımız iş ne ise ona kendimizi vermek, olayları kontrol altında tuttuğumuza inanmak ve en önemlisi stresi tehdit yerine yetenek ve becerilerimizi geliştirebilmemiz için bize sunulan bir fırsat olarak değerlendirmek stresi yenmemizde yardımcı olacaktır.